Mustafa Şahin…Kimse Hatasız Değildir

Mustafa Şahin…Kimse Hatasız Değildir
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Şairin,

“Keşke kan davası yerine aşk davası olsa da,

Herkes birbirini öldüresiye sevse…”  diyerek dilekte bulunduğu,

Yaşar Kemal’in  “Akçasazın Ağaları”  ikilemesinin ilk romanı olan “Demirciler Çarşısı Cinayeti” adlı eserinde işlediği,

“Geçmişte iki aile arasında cinayetten, kan akmış olmaktan veya başka bir nedenden oluşan düşmanlık” olarak tanımlanan, ilkel toplumlardan günümüz modern toplumlara kadar varlığını sürdüren, öç alma duygusundan kaynaklanan, misilleme yani kan davası…

***

Sözde töre adı altında güdülen bu anlamsız dava yüzünden,

Nice koç yiğitler, babalar, amcalar, dedeler,

Kör bir inat uğruna,

Bir hiç uğruna,

Kör kurşunla devrilmiş,

Nice hayatlara,

Delikanlı değil, eli kanlılarca,

Son verilmiş…

***

Dünyaya merhaba dediğim1960’lı yıllarda, köyümüz böyle elim bir hadiseye tanıklık etmiş.

Nice acılar yaşanmış, gözyaşları dökülmüş. Evler yağmalanarak talan edilmiş.

Olayın sevindirici tek yönü köyümüz insanın, bu elim hadiseden büyük bir ders çıkarıp, bu anlamsız hadiseyi bir kan davasına dönüştürmemiş olmasıdır.

***

Bu elim hadisenin yaşandığı dönemde köyümüzden birisi, bir evin kapısını yerinden söküp götürmüş. Zamanla nedamet koru, içine düşen adam, Hindistan Bağımsızlık Hareketi’nin siyasi ve ruhani lideri Gandhi’nin hatıralarında anlattığı; “Et yemek neden günah olsun? diyerek arkadaşlarla tenha bir yerde keçi etiyle kendimize ziyafet çekmeye karar verdik. İlk kez et yedim. Ama üzerime karabasanlar çöktü. Ömrüm boyunca her nereye gittimse yediğim keçi içimde meledi durdu.” dediği gibi; “O kapı var ya o kapı, Gandhi’nin keçisi gibi peşini bırakmamış. Tam elli yıl boyunca, farelerinkinden daha keskin dişlerle kemirip durmuş adamı. Yakıcı vicdan azabı, rahat vermemiş adama.

Adam, ne kadar hızlı koşarsan koş, ne kadar yaşarsan yaşa asla vicdanından kaçamıyorsun. Pişmanlık için hiçbir zaman geç değildir. diyerek elli yıl sonra kapısını söküp götürdüğü Hasan Efendinin kapısına dayanmış. Kapıyı evin hanımı açmış.

“Hasan! Hasan Efendi evde mi? diye sormuş. Evin kadını; “Bu saatlerde kahvede olur.” deyince hemen kahveye gitmiş.

Kahveye gittiğinde tam elli yıl önce kapısını söküp götürdüğü köylüsü Hasan Efendiyi görmüş. Yanına varıp selam verdikten sonra dışarıda görüşebilir miyiz demiş. Hasan Efendi arkadaşlarından müsaade isteyerek yerinden kalkmış, dışarıda boş bir masaya oturmuşlar.

Bir elli yıl daha bekleyeme tahammülü olmayan adam hemen söze girmiş. “Hasan Efendi bir cahillikti yaptım. Yaptığım cahillikten dolayı yüreğim bir yangın yeri. Belki biliyorsunuzdur, o elim hadisenin yaşandığı zaman, evinizin kapısını söküp götürmüştüm. O günden bu güne, o kapı sırtımda ağır bir yüke dönüştü. Lütfen beni bu ağır yükten kurtarın. Paraysa para, kapıysa kapı bedelini karşılamaya hazırım.”

Bu konuşmadan sonra iki köylü bazen söz, bazen göz, çoğu zaman sessizliğin dili ile konuşmuşlar. Sonra Hasan Efendi;

Benden yana helal olsun. Ölümün avcılık yaptığı bu dünyada,

“Kimse hatasız değildir.

Ne ben,

Ne siz,

Ne de başkası…”

***

Kendisiyle helalleşen köylüsünü uğurlayan Hasan Efendi; “Ebû Damdam gibi, ben de hakkımı helâl ettim. Bu da benim sadakam olsun.” demiş.

Mustafa Şahin…Kimse Hatasız Değildir
Devamını Oku

Mustafa Şahin…Yüreğime Dokunuşun

Mustafa Şahin…Yüreğime Dokunuşun
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Herkesin sevdiği, saydığı değer verdiği bir eğitimci dostla geçmişe dair sohbet ediyoruz.

Duygu yüklü konuşmasında dostum; “Göl yok, çam yok, yeşillik yok.

Ağaçlık bir saha içinde beyaz, büyük bir bina…

Gölköy’deki eski Ziraat Mektebi ile Şeyh Ziya Efendi’nin konağı o zamanlar kısaca “Şeyhoğlu Konağı…”  Yani Kastamonu Göl Köy Eğitim Enstitüsü…

Benim bu okulla tanışmam yetmişli yıllarda oldu.

Çocukluk denen cennetten, ergenliğe adım attığım, gamsız çocukluk günlerimi geride bıraktığım,

Okul hayatı ile hayat okulu arasındaki farkı fark ettiğim yıllardı.

Herkes gibi sınavla okulu kazanmış başarılı bir öğrenciydim. Ancak bir sorun vardı. Temel bazı ihtiyaçlarımı karşılayabilmem için az da olsa maddiyata ihtiyacım vardı. Çok değildi aslında! Yatılı bir öğrencinin çok fazla gideri olmazdı. Ama hiç olmayınca da olmuyordu.

İkinci sınıfa geçtiğimde bazı arkadaşlarımın okuldan izin almadan hafta sonları, bazen de hafta içi çevre köylerde bağ bahçe işlerinde yevmiye karşılığı çalışarak harçlıklarını çıkardıklarını öğrendim.

Hani derler ya hayat, başınıza gelenler değil, başınıza gelenlerden sonra yaptıklarınızdır. Dağıtılan kartları değiştiremeyebilirdim ama eli nasıl oynayacağıma karar verebilirdim. Hemen hareket geçtim. Yevmiye giden arkadaşlarımı buldum. Beni de yanlarında götürmelerini rica ettim. Tamam diyerek kabul ettiler. Bu hafta sonu hazır ol dediler.

Hafta sonu arkadaşımın gidiyoruz demesiyle, yevmiye karşılığı çalışmak için okuldan izinsiz ayrıldım. Artık her hafta sonu bazen de hafta içi çevre köylerde bağ bahçe işlerinde yevmiye karşılığı çalışarak harçlığımı çıkarıyordum. Sevincime, mutluluğuma diyecek yoktu.

Bir gün derste iken nöbetçi öğrenci, dersin öğretmenine, eğitim şefinin beni çağırdığını söyledi. Teneffüste heyecan ve korkuyla eğitim şefinin odasına gittim. Görünüşü sert biriydi. İçeri girince çatık kaşlarıyla beni şöyle bir süzdü, sonra önündeki büyük deftere bakarak sert bir şekilde neden devamsızlık yaptığımı sordu. Ardından cevabımı beklemeden, “ders notlarında iyiymiş” dedi.

Hani derler ya umutsuz birinin neye cüret edeceğini önceden kestirmek zordur. O an bana bir cesaret geldi.

 “Efendim dedim siz okulumuzun eğitim şefisiniz. Herkese hemen her ay ailesinden az ya da çok bir harçlık geliyor. Bana şimdiye kadar hiç harçlık geldiğini gördünüz mü? Harçlığımı çıkarmak, ihtiyaçları karşılamak için hafta sonları, bazen de hafta içi bağ ve bahçeler de çalışmak için okuldan ayrılıyorum” dedim. Ben böyle konuşunca o sert haşin eğitim şefi bir şey demeden bir süre beni inceden inceye süzdü.

Başını önüne eğdi. Bir süre düşündükten sonra yavaşça çekmecesini açtı, içinden aldığı silgiyle devamsızlıklarımı sildi. Ardından bana dönerek; “Oğulcuğum bundan sonra devamsızlık yapma” dedi. Eğitim şefinin bu yumuşak ses tonundan da cesaret alarak;

“Efendim ben gitmek zorundayım” dediğimde yüzüme bir baba şefkatiyle baktı sonra; “Mademki gitmek zorundasın akşam döndüğünde, geldim diyerek bana görün” dedi. Aramızda derin bir sessizlik oldu. Sonra “tamam efendim” diyebildim.

Aradan yıllar geçti.

O günkü gibi taze bu anıyı hatırladığımda kendi kendime; Herkes kendisin de olanı verirmiş. Savaşçı güç, tüccar mal, köylü pirinç, balıkçı balık, öğretmen ise ders…

Ben hayatımın unutulmaz dersini almıştım.

Yardımcı olurdum ama mevzuat uygun değil diyenlere inat.

“Geldim diye bana görün” diyerek…

Gönlümü, kalbimi fethedişinizi… 

Yüreğime dokunuşunuzu…

Verdiğiniz en anlamlı dersi,

Unutmadım öğretmenim, unutmadım!

Mustafa Şahin…Yüreğime Dokunuşun
Devamını Oku

Mustafa Şahin… Gurbet Anlayışına İsyan

Mustafa Şahin… Gurbet Anlayışına İsyan
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Tam 266 kuş türüne ev sahipliği yapan,

Bir doğa harikası,

Balıkesir’in Bandırma ilçesinde yer alan Kuşcenneti Milli Parkı, diğer adıyla Manyas Kuşcenneti…

Adı gibi ülkemizin cennet köşelerinden bir köşe.

Kuşcenneti Milli Parkı, 1 Nisan 1938 tarihinde Curt Kosswig ve eşi Leonore tarafından keşfedilmiş. Kosswing buraya Kuşcenneti adını vermiş.

Kuşcenneti Milli Parkı’nda, milli parkta bulunan canlı türlerinin tanıtım vitrininin yer aldığı bir müze bulunmaktadır.

Müzenin hemen girişinde Curt Kosswig ve eşi Leonore’nin fotoğrafı ile tanıtıcı bilgileri yer almakta.

***

Anadolu’nun saklı güzelliklerinden,

Sarkıt, dikit, sütün, duvar ve perde damlataşları ile bir doğal harikası, Bulak Mağarası diğer adıyla Mencilis Mağarası… 

Karabük’ün Bulak Köyünde.

Türkiye’nin keşfedilen en uzun doğal mağaralarından biri…

Bu mağarayı ilk fark eden bir Fransız dağcı, Mencilis. O nedenle mağara uzun süre dağcı Mencilis’in adıyla anılmıştır.

***

Adıyaman Nemrut Dağı,

2.150 metre zirvesinde MÖ 1. yy civarlarında burada hüküm süren Kommagene Krallığı, günümüzde hala gizemini koruyan tarihe tanıklık eden, kireçtaşı bloklarından yapılmış devasa anıtsal heykeller…

Bu gizemli tepedeki heykelleri 1881 yılında  Alman mühendis Karl Sester bulmuş.

***

Son yılların “en büyük arkeolojik keşfi.” 

Dünyanın bilinen en eski kült yapı topluluğu…

Nereden bahsettiğimi sanırım tahmin ettiniz. Mısır Piramitleri’nden ve İngiltere’deki Stonehenge’den yaklaşık 7 bin 500 yıl önce inşa edilen, nasıl tasarlandığı hala cevap bulamayan tapınak,

Şanlıurfa Göbeklitepe…

***

Bu yazıyı yazmamdaki amacım kuşkusuz güzel ülkemizin bu nadide yerlerini tanıtmak değil.

Peki, nedir amacım?

Sanırım dikkatinizi çekmiştir. Manyas Kuş Cenneti, Safranbolu Bulak Mağarası, Adıyaman Nemrut Dağı ve Şanlıurfa Göbeklitepe hepsinin de ortak özelliğinin yabancılar tarafından bulunup keşfedilmesi…

Komplo teorisi üretmiyorum. Ama sormadan da edemiyorum!

Dağlarımızın tepesinde, mağaralarımızın derinliklerinde bu adamlar ne arıyor/arıyorlar?

Sakın ülkemizi karış karış her tarafını araştıran, inceleyen, didikleyen yabancılara kızdığımı düşünmeyin. Kendimize kızıyorum. Eskiden beşiğin ötesini gurbet, şimdiler ise eşiğin ötesini gurbet sayan zihniyette, anlayışa kızıyorum.

Dizinin dibinde evlat isteyen, uzaklara gitmesin aynı apartmanda kızına yahut oğluna daire tutan,

Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar. Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler” duygusal şarkılar eşliğinde kızını gelin eden anneler,

Gelin ettiği kızının ardından “Çık Suriye dağlarına bizim ele eleyle,
Gel bahtı karam gel sıladan ayrı yazılalım gel”
acıklı türküler…

Yetmedi dramatik gurbet hikâyeleri, “Acı vatan Almanya” falan, Orhan Kemal’in “Gurbet kuşları” Refik Halit Karay’ın “Gurbet Hikâyeleri,” Faruk Nafiz Çamlıbel’in “Han Duvarları”  adlı şiir kitabında ki; “Garibim namıma kerem diyorlar. Aslı’mı el almış haram diyorlar.

….

“On yıl var ayrıyım kına dağı’ndan. Baba ocağından yar kucağından”  acıklı şiiri…

Ercisli Emrah’ın;

“Bir yiğit gurbete çıksa, /Gör başına neler gelir.”

“Gurbetten daha derin /Bir yara yok içimde!”

Gurbet o kadar acı ki, ne varsa içimde,”

“Gönül gurbet ele çıkma, ya gelinir ya gelinmez.”

Bu ve buna benzer duygusal şiirleri, türküleri saymakla bitiremeyiz. Hatta diyebilirim ki gurbet ile ilgili hatırı sayılır bir antolojiye sahibiz. Bazen düşünmeden edemiyorum. Acaba başka toplumlarda bizdeki kadar gurbet türküsü, gurbet şiiri, gurbet ile ilgili hikâyesi, romanı olan var mı?

Sanmıyorum.

Bizdeki evlatlarının önüne gurbet denen, Çin Seddi inşa eden başka bir toplum yoktur.

Olsaydı adamlar denizlerin derinliklerini, uzayın boşluğunu, Afrika’nın balta girmemiş ormanlarını, Ortadoğu’nun çöl denizini karış karış gezmezlerdi. Malum gurbetlik zor! Biz salya sümük acıklı türküler yakıp, şiirler okurken yabancılar; derelerimizi, tepelerimizi didik didik didikliyorlardı. Hem de Afrika’nın balta girmemiş ormanlarda aslanlara, kaplanlara, timsahlara yem olmalarına rağmen, bazı vahşi kabileler tarafından kebap yapılıp afiyetle mideye indirilmelerine rağmen…

Bir de ömürleri at sırtında, sınır genişleterek geçen, “akınlarda çocuklar gibi şen” akıncı Türk’lerin çocuklarına bakınız!

“Dörtnala gelip Uzak Asya’dan,

Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan

Bu memleket bizim!” diyerek “At sırtında ok ata ata, / Toprağa kan kata kata,” yurtlar devşiren bahadırların, alperenlerin, “Bu bahar Kızılelma’ya sefer var” diyen padişahların, sultanların torunlarına bakın!

Ne oldu da bize belediye hudutlarının ötesini,

Evimizin eşiğini,

Gurbet sayar olduk.

Ne oldu da bize ufuksuz, yüreksiz bir nesil olduk!

Sahi ne oldu bize?

Ne çabuk unuttuk yüce Allah’ın yeryüzünü bize beşik yaptığını… 

Yazarın “KARABÜK’TE EKSİK OLAN” başlıklı yazısı için burayı tıklayınız.

“Karabük’te Bilinmeyenler-1” yazısı için burayı tıklayınız.

“Karabük’te Bilinmeyenler-2” yazısı için burayı tıklayınız

Mustafa Şahin… Gurbet Anlayışına İsyan
Devamını Oku

Mustafa Şahin…Karabük’te Bilinmeyenler-2

Mustafa Şahin…Karabük’te Bilinmeyenler-2
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bayrak şairi ve Safranbolu

“Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,

Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,

mısralarıyla başlayan Bayrak şiiriyle hafızalara kazınan, Bayrak şairi olarak anılan,

Biz, kısık sesleriz… Minareleri,

Sen, ezansız bırakma, Allah’ım!

…….

Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,

Müslümansız bırakma, Allah’ım!

adlı Dua şiiriyle gönüllerde taht kuran,

“Yeryüzünde, riya, inkâr, hıyanet 

Altın devrini yaşıyor… 

Diller, sayfalar, satırlar 

‘Ebu Leheb öldü’ diyorlar: 

Ebu Leheb ölmedi, ya Muhammed; 

Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor”!

Naat, isimli şiirinde sadece saadet asrının değil, her asrın, her devrin Ebû Lehebl’erinin olacağını, Ebu Lehepler’in, Haccaclar’ın, Firavunlar’ın ölmediğini haykıran Bayrak şairimiz Arif Nihat Asya, henüz yedi günlük iken babasını kaybetmiş. Dört yaşında iken annesi evlenmiş. Annesi evlenince bir süre sonra Lübnan Akka’ya gidip yerleşmiş. Annesi küçük Arif’i yanında götürmek istemişse de dedesi onu annesine vermemiş. Küçük Arif’i kendisi büyütmek istemiş.

Yaşı ilerleyince de torununu götürüp Çatalca Örcünlü köyünde ikamet eden damadına götürüp teslim etmiş.

Küçük Arif’i, Nakkaş tabyalarında subay olan eniştesi, Safranbolu’nun Yazı Köyü’nden Mehmet Fevzi Efendi sahiplenmiş. Onu okutup büyütmüş.

Merhametle, sevgiyle yüreğine dokunmuş…

Tarik kokan, tarihi kentin yüreği güzel insanı,

Safranbolu’nun Yazı Köyü’nden Mehmet Fevzi Efendi ve elinden tutuğu, Bayrak şairi Arif Nihat Asya

Not: Karabük’te Bilinmeyenler-1 için burayı tıklayınız

Mustafa Şahin…Karabük’te Bilinmeyenler-2 / Arif Nihat Asya /
Devamını Oku

Mustafa Şahin…Karabük’te Bilinmeyenler-1

Mustafa Şahin…Karabük’te Bilinmeyenler-1
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“Belki inandıklarımın hepsini yazamayacağım; ama inanmadıklarımı asla yazmayacağım” diyen milliyetçi fikriyatın Osman Turan’dan, Mümtaz Turhan’a, Seyyid Ahmed Arvasi’ye oradan Erol Güngör’e giden çizginin son halkası Türk Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı, MHP eski milletvekili Erzurum ispir doğumlu Nevzat Kösoğlu’nun liseyi Karabük’te okuduğunu çoğu kimse bilmez.

Sadece Nevzat Kösoğlu değil, yolları bir şekilde Karabük’ten geçen yahut bir Karabük’lü ile keşişsen başka ünlülerde var. Bayrak şairi Arif Nihat Asya, Kendisini kimim ben? Hayatını, Türk irfanına adayan, münzevi ve mütecessis bir fikir işçisi” diyerek tanımlayan Cemil Meriç gibi…

Gelin Hayatını “iman ve amel” ekseninde şekillendiren, Türk düşünce hayatının kilometre taşlarından Karabük Demir Çelik Lisesi mezunu Nevzat Kösoğlu’nu yazılarından tanımaya çalışalım…

“Ey inanmış adam, kendinden başla!

… Mefkûreci insanlar, Don Kişot olarak görülür ve bıyık altı bir tebessümle hafife alınırlar. Çünkü onlar gerçekten de yel değirmenlerinden çok daha güçlü bir varlığa başkaldırmak ve kavgalarını yürütmek zorundadırlar.

Dava adamı, karşı olduğu düzen içerisinde getirmek istediği düzeni yaşayan adamdır.

“Kitapta yeri var mı?” İşte bizi asırlarca hâkim kılan soru…

Dil ikileşsin, bayrak ikileşsin dendiği zaman, hiç kimse kusura bakmasın, eskilerin tabiriyle orada kılıç oynar.

Eleştirilerimizi öyle yapmalıyız ki, söz ve üslubumuz milletimizin hamle gücünü, gerilimini, hayat şeklini, kendine olan güvenini sarsmasın.

Bazı konularda başarısız olduksa, bunun sebebini, iddialarımıza uygun iman ve amel eksikliğinde aramalıyız.

Bir dostun hatırını sormak, sokaktan geçen herhangi bir insana tatlı bir tebessüm, bir hastayı ziyaret, bir yoksula el atmak, benim yazacağım bütün yazılardan daha güzeldir.

Mesele Türkler olunca bütün düşmanlar barışabiliyor.

Allah’a and olsun ki Türk, eli kolu bağlı olarak bir kuyuya atılsa, mutlaka bir çaresini bulup kurtulur.

Tarihi iyi öğrenmek lazım. Selahattin Eyyubi’nin mezarını tekmeleyen Fransız General Henri Gouraud ile Bursa’yı işgal ettiklerinde Osman Gazi ve Orhan Gazi’nin sandukalarını tekmeleyenleri unutmamak lazım.”

Mustafa Şahin…Karabük’te Bilinmeyenler-1
Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.